Hesabın var mı? Giriş ya da Kayıt ol

Tatile Gittik – Geldik

Haftanın başında, istikamet Antalya olacak şekilde sabaha karşı yola çıktık.

Böylece 2 yıllık hayatımda ilk defa tatile gitmiş oldum.

Yine böylece deniz – kum – güneş üçlemesi ve havuzla tanışma imkanım oldu.

Banyoda yaşadığım sıkıntının aynısını deniz ve havuzda da yaşadım. Başıma su gelmesi beni hiç mutlu etmiyor.

Çarşamba günü babam bir havuz oyununa katıldı. Animatörler havuzun üzerine kocaman bir kale şişirdiler. Yarışmacılar ikiye ayrılarak kalenin önünde sıraya girdiler. Kalenin içinde de yarışmak için iki tane koridor vardı. Amaç emekleyerek, sürünerek, tırmanarak, atlayarak, zıplayarak hedef noktasına ulaşıp havuza atlamaktı. Sıra bize geldiğinde babam sanki kendisini Survivor Türkiye – Yunanistan yarışmasında hissedercesine var gücüyle atıldı. Nihayetinde otelin yarısından fazlası gavurlardan oluşuyordu. Zafer, ulaşılması elzem bir hedefti. Babam bu manevi gazla tam arayı açmıştı ki birden sol omzu çıktı ve yarşımadan acıyla çekilmek zorunda kaldı.

Müzik susturuldu, görevliler ve yarıştığı yarışmacı babamın yanına gelerek yardımcı olmaya çalıştılar. Bu süre zarfında babam kendi çabasıyla birkaç dakika içerisinde omzunu yerine oturtmaya çalışırken yarıştığı kişinin Adanalı olduğunu öğrenince kahroldu. Peşinden babamı revire götürdüler. Evet kolunu oynatabiliyordu; ama acı duyuyordu. Bu yüzden Çarşamba ve Perşembe günü babam minimum düzeyde hareket etmek zorunda kaldı.

O güne kadar her gün su parkında kaydıraklardan kayan babam, iki gün boyunca hiçbir şey yapamadı. Adamın tatilden anlayışı sadece su parkında oynamak. Bu da böyle bir model, n’apalım.

Neyse ki Cuma günü gelmişti. Kolundaki acı azaldığı için bir cesaretle babam kendini tekrar su parkında buldu. Evet dikkate ederek de olsa tekrar kayabiliyordu.

Bu arada orada bir aileyle de tanıştık. Bu tanışıklık vesilesiyle bana o aile bakarken annem ve babam birlikte kayabilme fırsatı buldular. Aynı fırsat o aile için de geçerliydi. Sıra sıra bir onlar bana baktılar, bir bizimkiler onların çocuklarına baktılar.

Hem yetişkinler hem de çocuklar için su parkı vardı. Yetişkinlerin havuz suyu çok sıcaktı; ama bizimki zannediyorum güneşi az gördüğü için çok soğuktu. İki dakika oynayım hemen dudaklarım morarıyordu. Elimin ayağımın parkinson hastaları gibi titrediğini söylemiyorum bile. Su soğuk olmasına rağmen bizim su parkımız daha heyecanlıydı. Kaydıraklara çıkarken her taraftan yağmur gibi sular akıyor, arada bir parkın tepesinde dolan devasa kova üzerimize dökülüyordu. Adrenalin seviyelerini kıyaslayınca bizimkisi yetişkin parkına bin basardı. Bence yetişkinler de bunun farkındaydı; ama utandıkları için bizim parkımıza pek gelemiyorlardı. İşte bir annem bir de ona benzer birkaç tip bizim kaydıraklardan kayıyorlardı. Bu durum beni utandırıyordu; ama neyse ki annem çok sonraları cesaretini toparlayabildi de yetişkin kaydıraklarını da deneyimleyebildi.

Tatil köyünde küçükler için bir de mini disko düzenlemişler. Sahnede böyle tıptıslı müzikler eşliğinde neon ışıklar ve çocuklar dans ediyorlardı. Babam hemen beni sahneye götürüp orada bulunmak isteyip istemediğimi sordu. Hemen atladım. Evet artık kendimi müziğin eşsiz ritmine kaptırmıştım. Sahnede dönüyor, koşuyor, atlıyor, zıplıyordum. Müziğin hızlanmasıyla birlikte ben de hızlanıyor, ağırlaşmasıyla birlikte bir yandan da semazenler gibi kafamı eğerek ben de yavaşlıyordum.

Artık Cumartesi günü gelmişti. Otelden ayrılmak üzere toparlandık. 40 derece santigrat sıcaklık altında eşyaları arabaya yerleştirirken babam 3 tane güvenlik görevlisiyle peş peşe tartıştı. Artık üçüncü güvenlik görevlisinin terbiyesiz yaklaşımıyla babamın arabadan inip adamın üzerine yürümesi ve adamın da geri vites yapmasıyla tartışma da sona erdi. Şiddete karşıyız, böyle şeylere hiç gerek yok. Zaten bizimkiler de sonradan böyle düşündüler.

Peşinden Ankara’ya doğru yola koyulduk. Güzergahımızda Ayfonkarahisar olduğu için sucuk yemeden dönmek olmazdı. Yemeğimizi yedikten sonra tesisin çocuklar için yeşillikler arasına yaptığı parkta oynadım. Bir de parkta biri erkek diğeri dişi olmak üzere iki tane de tavus kuşu vardı. Böyle garip garip çığlık atıyorlardı. Galiba daha önce hiç tavus kuşu görmemiştim.

Yolculuğumun yarısı uyuyarak geçtiği için gerisini pek hatırlamıyorum. Bu vesileyle ilk tatil anımı da böylece paylaşmış oldum. Darısı diğer anılara inşallah.

Etiketler: , , , , , , , ,

Henüz yorum yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla